Bu ilkbahar Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan don olayları, yalnızca meteorolojik bir sürpriz değil, iklim sisteminin derinlerinde yaşanan bir bozulmanın habercisidir. Ağaçlar çiçek açmış, tarla ekilmiş, üretici ürününü planlamışken bir gecede gelen don, kimi yerde tüm bir yılın emeğini yok etti, kimi yerde de yıllardır büyüyen ağaçları kuruttu. Oysa bu donun ardında, “küresel ısınma çağında nasıl olur da hava bu kadar soğur?” diye sorulacak kadar karmaşık bir süreç yatıyor.
Kutup vorteksi, Kuzey Kutbu çevresinde yüksek atmosferde (yaklaşık 10–50 kilometre yüksekte) dönen dev bir soğuk hava halkasıdır. Normalde bu vorteks oldukça güçlüdür ve kutuplardaki soğuk havayı kendi çevresinde hapseder. Ancak son yıllarda, Ekvator ile kutuplar arasındaki sıcaklık farkı azaldığı için bu sistem zayıflıyor.
Kutuplar, küresel ısınmanın etkilerini ortalamadan iki kat daha hızlı hissediyor. Arktik deniz buzlarının erimesiyle beyaz yüzeylerin yansıtıcılığı (albedo) azalıyor, koyu renkli okyanus yüzeyi daha fazla güneş enerjisi soğuruyor. Bu da kutupların hızla ısınmasına yol açıyor.
Sonuçta atmosferdeki hareketin ana “motoru” olan sıcaklık farkı zayıflıyor. Bu da jet akımlarını (yüksek irtifadaki rüzgâr koridorlarını) dalgalandırıyor ve kutup vorteksinin dengesi bozuluyor. Eskiden kutup çevresinde hapsolmuş soğuk hava kütleleri, artık daha kolay bir şekilde güneye, yani bizim coğrafyamıza kadar sarkabiliyor.
Dünya ısındıkça bazı bölgeler bazı zamanlarda daha çok üşüyecek. Çünkü sistemin ortalama sıcaklığı artarken, atmosferin dengesi bozuluyor. Jet akımı bükülüp dalgalandığında bir tarafta kuzeyde rekor sıcaklıklar yaşanırken, diğer tarafta soğuk hava kütleleri Akdeniz’e kadar inebiliyor, hatta Arabistan’da kar yağdığını görebiliyoruz.
Bu bahar Türkiye’de yaşanan don olayı da tam olarak bu dinamiğin sonucuydu. Mart sonu ve Nisan başında Balkanlar üzerinden gelen kutupsal kökenli bir hava kütlesi, İç Anadolu ve Batı Karadeniz’de gece sıcaklıklarını beklenmedik biçimde eksi değerlere indirdi. Mevsim normallerinin 10–12 derece altında seyreden bu sıcaklıklar, özellikle erken çiçek açan kayısı, elma ve fındık bahçelerinde ciddi zarara yol açtı.
Kamuoyunda hâlâ iklim değişikliği denince akla sadece “sıcaklık artışı” geliyor. Oysa bu, sistemin sadece bir yüzü. Asıl mesele; sıcaklık farklarının, mevsim döngülerinin, nem ve rüzgâr desenlerinin değişmesidir.
Bugün Türkiye, bir yandan yaz kuraklıklarının uzamasıyla, diğer yandan ilkbahar donlarının artmasıyla karşı karşıya. İkisi de aynı kökten besleniyor: atmosferin dengesinin bozulması. Yani küresel ısınma, artık yalnızca yazları daha sıcak hale getirmiyor; aynı zamanda baharları da daha riskli hale getiriyor. Çiftçi için bu, “ne zaman ekeceğini bilememek”, “çiçeklenme dönemini tahmin edememek” ve “sigortaların bile kapsamadığı bir belirsizlikle yaşamak” anlamına geliyor.
Türkiye’nin tarım üretimi büyük ölçüde açık hava koşullarına bağlı. Seracılık dışındaki tüm üretim, mevsimlerin öngörülebilir olmasına dayanıyor. Ancak artık bu güven temeli çatırdıyor. Hatta seralarda bile sorunlar yaşanabiliyor.
Bu baharda Malatya ve Isparta’da kayısı ve elma üreticileri, Nisan başındaki don nedeniyle %60’a varan ürün kaybı yaşadı. Tarım sigortası sistemleri don riskini kısmen kapsasa da hasarın tespiti ve tazmin süreci uzun ve karmaşık. Küçük üreticiler çoğu zaman bu kayıpları telafi edemiyor.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, son on yılda ilkbahar donu nedeniyle meyve üretiminde yaşanan yıllık dalgalanma %30’a kadar çıkıyor. Bu, gıda fiyatlarında istikrarsızlık ve kırsal gelirlerde belirsizlik anlamına geliyor.
Bu tür olaylar artık “istisna” değil, “yeni normal.” Dolayısıyla tarım politikası da, sigorta sistemi de, hatta köy yaşamı da buna göre yeniden düşünülmeli.
Erken uyarı sistemleri: MGM’nin (Meteoroloji Genel Müdürlüğü) bölgesel don risk tahminlerini çiftçilerle anlık paylaşacağı, mobil tabanlı uyarı sistemleri güçlendirilmeli. Ayrıca MGM’nin web sitesinden yayımladığı uyarılar yeterli değil. Böylesi büyük don olaylarında tüm basın organlarının “don geliyor, acil önlem alın” diye bangır bangır bağırmasını sağlamak zorundayız.
Tarım sigortası reformu: Don riskini öngörmek artık daha zor olduğu için, iklim temelli sigorta modellerine geçmeliyiz. Bunun için de tarım sigortaları hangi ürünün nerede ve ne zaman ekileceği konusunda söz sahibi olmalı.
Ürün seçimi ve genetik dayanıklılık: Don riski yüksek bölgelerde geç çiçek açan türlerin yaygınlaştırılması teşvik edilmeli ama belki bunun da ötesinde doğru ekim yapılmadığında ürünler teşvik ve sigorta kapsamı dışında bırakılmalı.
Tarla yönetimi: Mikroklima önlemleri (rüzgâr kıran ağaçlar, topografik konumlandırma, don pervaneleri) daha fazla kullanılmalı. Bunların kullanımı için de finansal teşvikler artırılmalı.
Bu sene yaşadığımız don olayı belki uzun süredir yaşadığımız en kötü don olaylarından biri olabilir ama bunun yeni bir iklimin başlangıcı olduğunu aklımızda tutmamız gerekiyor. Kutup vorteksinin zayıflaması, Türkiye’ye kadar uzanan bu soğuk hava dalgalarının artık birer “uyarı sinyali” olduğunu gösteriyor. İklim değişikliği, bir yandan kutupları ısıtırken, öte yandan bizim baharlarımızı donduruyor.
Eğer bu tabloyu sadece “hava durumu şanssızlığı” olarak görmeye devam edersek, önümüzdeki yıllarda hem çiftçinin umudu hem sofralarımızdaki bereketin sürdürülebilirliği giderek azalacak. Artık mesele “ısınmayı durdurmak” kadar, dengesizliği yönetebilmek ve değişikliklere uyum sağlamak haline geldi. Çünkü küresel ısınma sadece sıcaklığı değil, doğanın tüm dengesini değiştiriyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder