Son haftalarda neredeyse her gün aynı cümleyi duyuyoruz: “Türkiye’de yağışlar arttı ama barajlar dolmuyor.” Bu cümle çoğu zaman bir adım daha ileri götürülerek “demek ki su yanlış yönetiliyor” sonucuna bağlanıyor. İlk bakışta mantıklı gibi görünen bu yorum, aslında doğanın nasıl çalıştığını yanlış anlamaktan kaynaklanan klasik bir hidroloji hatasıdır.
Önce veriye bakalım. Devlet Su İşleri’nin resmî rakamlarına göre 15 Aralık 2024 tarihinde Türkiye genelinde barajların aktif depolama miktarı 39,2 milyar metreküp ve doluluk oranı %41,6 idi. Şiddetli kuraklığın etkisiyle 15 Aralık 2025’e gelindiğinde depolanan su 31,9 milyar metreküpe, doluluk oranı ise %33,8’e kadar geriledi. Yani sistem ciddi bir su açığıyla yağış sezonuna girdi.
Ardından yağışlar geldi. 1 Ekim 2025 – 17 Şubat 2026 arasındaki su yılında Türkiye genelinde yağışlar uzun yıllar ortalamasına göre %19,4, bir önceki yılın aynı dönemine göre ise %70’in üzerinde arttı. Bunun barajlara yansıması da açıkça görülüyor: 17 Şubat 2026 tarihinde aktif depolama 43,1 milyar metreküpe, doluluk oranı %45,7’ye yükseldi. Başka bir ifadeyle, yalnızca iki ay içinde Türkiye baraj sistemine milyarlarca metreküp su geri dönmüş durumda.Bu tabloya bakıldığında “barajlar dolmuyor” demek mümkün değil. Tam tersine, sistem kuraklık sonrası beklenen toparlanmayı yaşıyor. Peki o zaman neden kamuoyunda tam tersi bir algı oluşuyor?
Sorunun kaynağı basit: meteoroloji ile hidrolojiyi aynı şey sanıyoruz.
Yağış meteorolojik bir olaydır; baraj doluluğu ise hidrolojik bir sonuçtur. İkisi arasında zaman farkı vardır. Yağmur yağdığı gün baraj seviyesinin hızla yükselmesini beklemek, tohumu ektiğiniz gün ürün toplamayı beklemek gibidir.
Uzun süren kuraklık dönemlerinde toprak adeta kurumuş bir sünger hâline gelir. Burada iki şeyden biri meydana gelir. Ya toprak bir kabuk halini aldığı için aşırı bir akış oluşur ve yağış boşa akıp gider, ya da bu sünger suyu emer. Dolayısıyla yağış başladığında her zaman suyun ilk yaptığı şey barajlara akmak değildir, hatta çoğunlukla su barajlara doğru akmaz. Önce toprak nemi yeniden oluşur. Ardından yer altı suyu rezervleri dolmaya başlar. Bitki örtüsü kaybettiği suyu geri kazanır. Ancak bu aşamalardan sonra yüzey akışı artar ve barajlara anlamlı miktarda su ulaşır. Hidrolojide çok iyi bilinen bir gerçek vardır: kuraklık sonrası ilk yağışlar depolamayı değil, sistemi onarmayı sağlar.
İstanbul üzerinden yapılan tartışmalar bu yanlış anlamanın en görünür örneği oldu. Yılbaşından bu yana yaklaşık 200 milimetrenin üzerinde yağış düşmesine rağmen baraj doluluklarının kısa sürede yalnızca birkaç puan artması bazı yorumlarda “su tutulamıyor” şeklinde sunuldu. Oysa bu sonuç şaşırtıcı değil, beklenen bir durumdur. Uzun kuraklık sonrası havza önce kendi su açığını kapatır. Yağışın önemli bir kısmı kaybolmaz; sadece henüz barajlara ulaşmamıştır.
Burada gözden kaçan ikinci önemli nokta ise barajların tasarım mantığıdır. Barajlar tek bir yağış sezonunda dolup boşalacak yapılar değildir. Çok yıllık iklim değişkenliğini dengelemek için inşa edilirler. Şiddetli kuraklık yaşandıktan sonra birkaç aylık yağışla sistemin tamamen dolmasını beklemek, ekonomik krizden çıkan bir ülkenin tek maaşla bütün borçlarını kapatmasını beklemek kadar gerçek dışıdır. Hidrolojik sistemlerin hafızası vardır ve bu hafıza zamanla toparlanır.
Aslında resmî verilerin anlattığı hikâye oldukça nettir. Türkiye kurak bir dönemden çıktı. Yağışlar ortalamanın üzerine döndü. Barajlardaki depolanan su miktarı yeniden artış eğilimine girdi. Yani fiziksel sistem olması gerektiği gibi çalışıyor. Sorun doğada değil, bizim zaman algımızda.
Modern haber akışı bize her şeyi anlık görmeye alıştırdı. Günlük yağış haberlerini aylık ve mevsimlik hidrolojik süreçlerle aynı hızda değerlendirdiğimizde, doğanın normal davranışı bile bir kriz gibi algılanabiliyor. Oysa su döngüsü sosyal medya temposunda işlemez.
Önümüzdeki aylarda kar örtüsünün erimesiyle birlikte barajlara girişlerin daha belirgin şekilde artması bekleniyor. Hidrolojik açıdan anlamlı değerlendirme, tek bir yağış gününe bakarak değil, sezonun tamamındaki eğilimi izleyerek yapılabilir.
Kısacası, “yağmur yağıyor ama barajlar dolmuyor” söylemi bilimsel olarak doğru değil. Barajlar doluyor; sadece doğanın temposunda doluyor. Ve bazen asıl düzeltmemiz gereken şey su yönetimi değil, doğayı anlama biçimimiz oluyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder