5 Ocak 2024 Cuma

COP28'de Neler Oldu?

İklim değişikliği 1992 yılından bu yana ülkelerin gündemindeki yerini koruyor. 1992’de Rio’da imzalanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 28. Taraflar Konferansı (COP28) bu yıl Dubai’de yapıldı. “Dünyanın önemli petrol üreticisi ülkelerinden birinde böylesine önemli bir iklim değişikliği toplantısı yapılır mı?” diyorsunuz ve kesinlikle haklısınız. Geçen sene COP27 sonunda bir sonraki toplantının Dubai’de yapılacağı açıklandığında, bir de toplantının sorumluluğunun Birleşik Arap Emirlikleri ulusal petrol şirketinin tepesindeki kişiye verildiğini duyduğumuzda bizim de tepkimiz benzer olmuştu. Tepkinin ötesinde beklentilerimiz de neredeyse sıfıra inmişti. COP28’de bir araya gelen ülke liderleri de bizi utandırmadılar. 30 Kasım - 12 Aralık 2023 tarihleri arasında havanda su dövdüler ve evlerine döndüler. Bizlerin hayatlarını etkileyecek bir karar alındı mı? Kesinlikle hayır. Bu toplantı hiç yapılmamış olsa yeryüzündeki çoğu insanın hayatı değişir miydi? Muhtemelen hayır.

COP27 önemli bir konuya ilk defa kapı aralamıştı: İklim değişikliğinden zarar görenlerin kayıp ve zararlarını nasıl karşılamalıyız? Daha ilk oturumda bu konuya hemen çözüm bulundu. Dünya Bankası çerçevesinde bir Kayıp ve Zarar Fonu oluşturuldu ve ülkeler aynı bizdeki düğünlerde olduğu gibi fona para atmaya başladılar, ev sahibinden 100 milyon dolar, Almanya’dan 100 milyon dolar daha. Ama bonkörlük neredeyse bununla kaldı. ABD “bizden 17,5 milyon dolar, yalnız bir hatamız olduğundan değil yüce gönüllülüğümüzden bu parayı veriyoruz” dedi mesela. Yani bunca senedir atmosferi en çok kirleten ve bunu durduracak her türlü anlaşmanın altına dinamit koyan onlar değilmiş gibi. Bunu yapan da Başkan Biden’ın gönderdiği John Kerry. Seneye Donald Trump başkan seçilecek olsa bu toplantıda neler söylenir düşünmek bile istemiyorum.

Herkes fona para vermeyi bitirdiğinde fonda 700 milyon dolar para toplanmıştı. Ancak küçük bir sorunumuz var çünkü gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkelerin her sene ihtiyaç duydukları para 700 milyar dolar mertebesinde, yani toplanandan bin kat daha fazla. Şu anda aradaki farkın nasıl kapatılacağı konusu konuşulmuyor bile. Bunun da ötesinde ihtiyaç duyulan para her sene 700 milyar dolar. Gelişmiş ülkeler ise bir seferlik 700 milyon dolar vererek sıyrılmayı düşünüyorlar muhtemelen.

“Peki bu parayı neden gelişmiş ülkeler ödesin?” diyenleriniz olacaktır. Öncelikle gelişmiş ülkeler daha zenginler. Ama daha önemlisi, gelişmişlik ve zenginlik seviyelerine kısmen bugüne dek atmosferi kirletip iklim değişikliğine sebep olarak ulaştılar. Şimdi onlar kadar kirletmemiş olan ülkeler onların yaptıklarının sonuçlarına katlanmak zorunda kalıyorlar ve bu adil bir durum değil.

Yalnız bir sorun daha var. En az gelişmiş ülkelerden biri iklim krizinin neden olduğu felaketlerin birinde oluşan hasarı gidermek için uluslararası finans kuruluşlarından kredi almak istese bu kredinin maliyeti gelişmiş bir ülkenin isteği ile kıyaslandığında çok daha yüksek. Yani bu ülkeler hem ciddi bir hasarla boğuşmak zorundalar hem de bunun için kredi kullanmak isteseler kullanacakları kredi çok daha pahalı.

İşte bu sebeplerden dolayı COP27’de iklim finansmanının ne derece önemli olduğu ortaya konuldu ve özellikle Dünya Bankası’nın bu finansman açısından yeniden yapılanması gereği masaya yatırıldı. COP28’de ise sanki bir sene önce bu konular enine boyuna hiç tartışılmamış gibi daha ilk oturumdan Kayıp ve Hasar Fonu’nun yönetimi ABD’nin bastırmasıyla ABD kontrolündeki Dünya Bankası’na verildi. Kısaca, hem fonda yeterli para yok, hem de bu fonun kullanımı oldukça zorlaştırıldı. Buna ek olarak iklim değişikliğini önleme açısından alınması gereken önlemlere yönelik finansmanda da bir adım bile atılamadı.

Asıl önemli konu olan iklim değişikliğinin durdurulması konusunda ise neredeyse geri adım atıldı dememiz daha doğru olur. Öncelikle bu toplantıların daha önce varılan anlaşmaların durumunu ve ilerlemesini gözden geçirme amacına sahip olduklarını söylememizde yarar var. Yani, bu aynı zamanda Paris Anlaşması hedeflerine yönelik çabamızı da masaya yatırdığımız bir toplantıydı. Paris Anlaşması küresel ısınmanın 2 derecenin oldukça altında ve mümkünse 1,5 derece ile sınırlanması gerektiğini söylüyor. Bunları yapabilmemiz için de belirli bir miktardan fazla kömür, petrol ve doğal gaz yakmamız mümkün değil. Şu anda olduğu gibi 6 yıl daha devam edecek olursak, 1,5 derecelik ısınmanın altında kalmak için gerekli olan sınırı geçmiş olacağız. 15 yıl sonra da 2 derece sınırını aşacağız. Dolayısıyla 2030’a kadar ya da 2050’ye kadar değil, hemen, şimdi harekete geçilmesi gerekiyor. Bunun için de en fazla zarar veren yakıt olan kömürden başlayarak tüm fosil yakıtların yakılmasına son vermek zorundayız.

Elbette tüm ülkeler eş zamanlı olarak tüm fosil yakıtların kullanımına son veremezler ama özellikle gelişmiş ülkelerin önce kömürden başlayarak en kısa zamanda bu yakıtların kullanımına son vermesi, ardından da gelişmekte olan ülkelerin bunu takip etmesi gerekiyor. COP26’da kömürden başlayarak azaltım yapılmasına karar verilmişti. Daha sonraki toplantılarda da diğer fosil yakıtlar için bir azaltım yol haritasının ortaya konulması gerekiyordu. COP28’de değil bir yol haritasının belirlenmesi, doğrudan azaltıma dair açık bir düşünce bile ortaya konulmadı. Bu konuda söylenen en ile şey “isteyen devletler azaltabilirler” mealinde bir söz oldu. Dolayısıyla bu toplantıdan fosil yakıtların azaltılmasıyla ilgili herhangi bir karar çıkmasını beklemek saflık olurdu, öyle bir karar da çıkmadı zaten.

Toplantının son gününde eski ABD Başkan Yardımcısı ve iklim aktivisti Al Gore bu durumu “petrol üreten devletler tarafından, petrol üreten devletler yönetiminde, petrol üreten devletler için yapılan bir toplantı” olarak tanımladı. Bu toplantıya katılan ve ciddi bir sonuç alınmasını bekleyen herkes açısından da derin bir hayal kırıklığı yaşandı. Gelecek sene daha iyi bir sonuç alınır mı? Hiç sanmıyorum.

Türkiye’nin bu toplantılardaki tutumuna gelince, Ayten Alpman’ın dediği gibi, “bir başkadır benim memleketim” başka ülkeye benzemez, benzemek de istemez.


1 Ocak 2024 Pazartesi

2023 İklim Raporu

“Bugün son 41 yılın en sıcak/soğuk/yağışlı/karlı günü oldu” gibi haberlere sıkça rastlıyoruz. Bu haberler çoğu zaman haberi veren kurumun ya da bilim insanının biraz ihtiyatlı davranmasının sonucu olarak bu şekli alıyor. Aslında o bölgede muhtemelen sadece 41 yıldır veri alındığından “son 41 yılın” terimi kullanılıyor, yoksa yaşadığımı çok daha uzun sürede rastladığımız en aşırı hava olayı da olabilir. 2023 senesi tarihte ölçtüğümüz en sıcak sene oldu. Ama bunu söylediğimiz zaman aletli ölçümlerin yaklaşık yüz yıl geriye gittiği ve bunun öncesinde daha sıcak seneler olduğu düşüncesi oluşabilir. Ne yazık ki durum öyle değil. 2023, son 125 bin yılda yaşadığımız en sıcak sene oldu. “125 bin sene önce termometre var mıydı?” diye düşünmeyin, o zamanki sıcaklıkları ölçmenin de başka yolları var, bilim bize bu konuda doğru bilgileri verebiliyor.

2023 sıcak olmanın yanında aşırı hava olayları ile dolu bir yıl oldu. Dünyadaki bu aşırı hava olaylarına bir göz atacak olursak:

Ocak:

ABD’nin güney bölgelerinde hortumların görülmesi normaldir ama bu hortumlar havanın daha sıcak olduğu bahar ve yaz aylarında görülür. 12 Ocak’ta ortaya çıkan hortumlar en az dokuz kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı.

Hint Okyanusu’nun güneyindeki Cheneso Siklonu Madagaskar’da en az 33 kişinin ölmesine neden oldu.

Ayın sonuna doğru ABD’nin Teksas eyaletindeki buz fırtınası 10 kişiyi öldürdü ama belki daha kötüsü insanlar ısıtma için elektriğe yüklenince şebeke yapısı bu kadar elektrik yükünü kaldıramadı ve 500 binden fazla eve uzun süre elektrik verilemedi. Bu bölge normalde sıcak olduğundan bizdeki gibi doğal gaz kombisi gibi bir sistem çok azdır ve evler yazın klima ile soğutulur ve aynı klima kış aylarında da ısıtma için kullanılır. Bundan dolayı da 500 bin eve elektrik verilememesi demek o evlerdeki insanların ciddi soğukla başbaşa kalmaları anlamına gelir. 

Şubat:

Okyanuslardaki dev fırtınalar genelde bir ya da iki hafta sürer. Hint Okyanusu’nun güneyinde oluşan Freddy Siklonu tam beş hafta boyunca tüm okyanusu baştan başa geçti, okyanus sularından daha önce rastlamadığımız miktarda enerji emdi ve sonunda Afrika kıyısına geldiğinde Madagaskar, Mozambik ve Malavi’de binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden oldu.

Fırtınalar Brezilya’da da büyük can ve mal kaybına yol açtı. Sao Paulo’da seller ve toprak kaymalarında en az 65 kişi öldü.

Mart:

Mart ayının başındaki aşırı kar yağışı ABD’nin orta ve güney eyaletlerinde çok sayıda can kaybını doğurdu. Ayın ortasında deprem felaketi sonrasında yeniden hayata dönmeye çalışan Adıyaman ve Şanlıurfa’da bu sefer sel felaketi çok sayıda can kaybına neden oldu.

Ayın sonunda ise Ekvator’daki yağışlar 11 kişinin ölümüne ve 67 kişinin kaybolmasına neden oldu.

Nisan:

2023 yılının şimdiye kadar yaşadığımız en sıcak sene olmasının iki ana nedeni var. Bunların ilki kolayca tahmin edebileceğiniz gibi küresel ısınma. Bizler kömür, petrol ve doğal gaz yakarak atmosfere karbondioksit saldıkça atmosferin ortalama sıcaklığı da artıyor. Ancak Pasifik Okyanusu’nun sularının normalden sıcak ya da serin olması da ortalama sıcaklıklar üzerinde büyük etkiye sahip. Son üç yılda sular normalden serin olduğu için küresel ısınmanın etkisini fazla hissetmedik. Ama Nisan ayı başında Pasifik suları normal sıcaklığına döndü ve Haziran sonuna kadar da ısınmaya başladı. Bu dünyanın çoğu yerinde sıcaklıkların normalin üzerine çıkmasına neden oldu. Nisan ayı sonunda İspanya 38.8 °C’yi gördü.

Mayıs:

Mayıs ayı ortasında Hint Okyanusu’ndaki Mocha Siklonu Myanmar ve Bangladeş arasında çoğunluğu mülteci kampları ile kaplı bir bölgeyi vurdu. Bu bölgedeki can kaybının en az 438 olduğu bildirildi.

Ay sonunda ise bu sefer Çin’den bir sıcaklık rekoru haberi geldi. Şanghay 36.1 °C oldu. 

Haziran:

İklim felaketleri az gelişmiş ülkelere çok daha büyük hasar veriyor. Haiti’deki aşırı yağış ve seller 13500 evin sular altında kalmasına ve 51 kişinin ölmesine neden oldu.

İklim krizi aşırı iklim olaylarını şiddetlendirir, sıklıklarını artırır ve görüldükleri alanları genişletir. Hint Okyanusu’nundaki fırtınalar da genelde güneyde ve Hindistan çevresinde görülür, Ancak Pakistan’la Umman arasında oluşan Biparjoy Siklonu bölgede önemli can ve mal kaybına yol açtı.

Hemen ardından Pakistan’daki aşırı muson yağışları çoğunluğu kadın ve çocuk olan yüze yakın kişinin ölümüne neden oldu.

Haziran ayı sonunda hava sıcaklığının 50 °C’ye yaklaştığı Meksika’da yüzden fazla kişi aşırı sıcak nedeniyle öldü. Ne yazık ki ülkemiz de dahil çoğu ülkede ölüm nedeni olarak “aşırı sıcak” belirtilmediğinden aşırı sıcak nedeniyle oluşan çoğu can kaybı kalp, damar ya da solunum yolu rahatsızlığı olarak kayda giriyor. Bu nedenle de aşırı sıcaklardan dolayı yaşamını yitiren kişi sayısı net olarak bilinemiyor.

Temmuz:

Temmuz ayının ilk haftası Dünya Meteoroloji Örgütü tarafından şimdiye kadar yaşadığımız en sıcak hafta olarak belirlendi. 6 Temmuz 2023 ise son 125 bin yılın en sıcak günü oldu. 

Temmuz ayının ortasında Güney Kore’deki muson yağmurları 41 kişinin, Kolombiya’daki aşırı yağışlar ise 14 kişinin ölümüne neden oldu.

Ağustos:

Ağustos ayında aşırı yağışlar ve buna bağlı toprak kaymaları Gürcistan’da 32, Çin’de ise 21 kişinin ölümüne yol açtı. Ay sonunda ABD’nin güney ve doğusunu etkileyen Idalia Kasırgası  dokuz kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu.

Eylül:

Eylül ayında yeryüzünün %20’si o güne kadar ölçülmüş en yüksek sıcaklıkları yaşadı.


İklim krizi aşırı yağışları ve fırtınaları daha önce görülmemiş bölgelere taşır demiştik, Akdeniz’in ortasında oluşan ve sıcak sularla beslenerek kuvvetlenen Daniel fırtınası Libya’da en az 10 bin kişinin hayatını yitirmesine, Yunanistan’da da 2,14 milyar euro maddi hasara yol açtı. 

Eylül ayı sonunda Meksika, Guatemala ve Güney Afrika’daki seller çok sayıda kişinin ölümüne ve büyük mal kaybına neden oldu.

Ekim:

Aşırı yağışlar Hindistan’daki Güney Lhonak gölünü tutan duvarların yıkılmasına ve oluşan sel de 74 kişinin ölümüne yol açtı. 

Bir kez daha, normalde büyük kasırgaların görülmediği Meksika’nın batı kıyısındaki Akapulko kentini hedef alan aşırı güçlü Otis Kasırgası 350 kişinin ölümüne ve en az 16 milyar dolarlık hasara neden oldu. Bu tür fırtınaların normalde görüldüğü bölgeler az da olsa hazırlıklı olabiliyorlar, ancak normalde bu fırtınaları görmeyen bir yerde hem de bu şiddette bir fırtına görüldüğünde sonuç çok acı olabiliyor.

Kasım:

Karadeniz’deki şiddetli fırtınalarda Bulgaristan ve Türkiye’de çok sayıda gemi karaya oturdu ve en az bir yük gemisi battı, mürettebatının da öldüğü düşünülüyor.

Aralık:

Senenin geri kalanıyla kıyaslandığında Aralık ayı oldukça az anormal geçti. Sadece ayın başında Tanzanya’daki sellerde 47 kişi hayatını kaybetti.

2023 senesini iklim felaketleri açısından nispeten sakin kapatmış olsak da 2024 senesinin oldukça sıcak olmasını ve belki de 2023 yılındaki sıcaklık rekorunu kırmasını bekliyoruz. Gönül iklim felaketi haberlerini duyurmak istemiyor ama bizler doğaya zarar vermeye ve doğanın dengesine bozmaya devam ettikçe doğa da bizlere doğayla oyun oynanmayacağını göstermeye devam ediyor. Umarım kısa vadede bizler akıllanırız yoksa doğanın elindeki sopa oldukça kalın.


31 Aralık 2023 Pazar

İklim için ben neler yapabilirim?

Liderler 30 Kasım - 12 Aralık 2023 tarihleri arasında Dubai’de toplanarak iklim krizi konusunda neler yapacaklarını konuştular ve beklediğimiz gibi fazla bir şey yapmamaya karar verdiler. Buradan kolayca anlayacağımız üzere, iklim krizi sorununu durdurmak bizlere düşüyor. “Ben ne yapabilirim?” diyorsanız işte size bir liste:

Enerji Tüketimini Azaltın: Enerji tasarruflu cihazlar, LED ampuller kullanın ve kullanılmadığı zamanlarda elektronik cihazları kapatarak evdeki enerji israfını en aza indirin. Hatta kurutma makinası gibi aletleri hiç kullanmayın.

Yenilenebilir Enerjiye Geçiş: Mümkünse evinizde güneş panellerine yatırım yapın veya elektrik sağlayıcılardan yenilenebilir enerji seçeneklerini öğrenin. İklim krizinin başlıca sorumlusu elektrik üretimi için yakılan kömür ve doğal gazdır.

Ulaşım Alışkanlıklarınızı Değiştirin: Mümkün olduğunda toplu taşımayı, ortak arabayı, bisikleti kullanın veya yürüyün ve elektrikli veya hibrit araçları düşünün. Bugün için ülkemizde elektrik hala kömürden üretiliyor ama ülkemiz yenilenebilir enerjiye geçtiğinde siz de hazır olursunuz.

Su Tasarrufu Yapın: Damlamaları gidererek, düşük akışlı armatürler kullanarak ve evde su kullanımına dikkat ederek su israfını azaltın. Araba yıkamayı ya da yıkatmayı unutun.

Sürdürülebilir Beslenme Alışkanlıklarını Benimseyin: Daha az kırmızı et ve süt ürünleri yiyin, karbon yoğun tarım uygulamalarını azaltmak için yerel ve bitki bazlı gıdaları tercih edin. Yemeği asla ziyan etmeyin.

Tüketimi Azaltın, Yeniden Kullanın, Geri Dönüştürün: Başta tek kullanımlık plastikler olmak üzere olabildiğince çok malzemeyi geri dönüştürün, besin atıklarını kompost yapın ve atıkları en aza indirin. İkinci el giyinmek fakir olduğunuzu değil bilinçli olduğunuzu gösterir.

Sürdürülebilir Markaları Destekleyin: Çevre dostu uygulamalara ve etik kaynak kullanımına bağlı şirketlerin ürünlerini seçin. Bu ürünler bugün için pahalı olabilirler ama siz destekledikçe onların da fiyatları düşecektir.

Savunuculuk Faaliyetinde Bulunun: Yerel topluluklarda değişimi savunarak ve siyasi katılım yoluyla yenilenebilir enerjiyi, korumayı ve iklim eylemini teşvik eden politikaları ve girişimleri destekleyin. Daha önemlisi, bunları savunanlara oy vererek tercihinizi belirtin. Hatta oy verdiğiniz partiden de bunları talep edin.

Öğrenin, Eğitin ve Farkındalığı Artırın: İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik hakkındaki bilgileri arkadaşlarınız, aileniz ve topluluk üyelerinizle paylaşın.

Ağaç Dikin ve Yeşil Alanları Destekleyin: Ağaç dikme girişimlerine katılın ve topluluğunuzdaki yeşil alanları koruma ve genişletme çabalarını destekleyin.

Sürdürülebilir Yaşam Tarzı Değişikliklerine Uyum Sağlayın: Ekolojik ayak izinizi azaltmak için bilinçli seçimler yaparak daha azla yetineceginiz sürdürülebilir bir yaşam tarzını benimseyin.

Eğer hepimiz bunları yaparsak ne kaynak sorunu ne de iklim krizi kalırdı hayatımızda, o nedenle lütfen bunları hem uygulayın hem de çevrenizdekilere uygulamalarını tavsiye edin.

Bu yazı T24 Yıllık'ta yayımlanmıştır..


22 Aralık 2023 Cuma

COP28 kararlarının kısa bir değerlendirmesi

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 27. Taraflar Konferansı COP28 bir günlük gecikmeyle 13 Aralık’ta Dubai’de sonuçlandı. Sonuç bildirgesi olarak kabul edeceğimiz Küresel Durum Değerlendirmesi raporu alkışlar içerisinde tüm ülkeler tarafından kabul edildi. Zaten bu raporun, geri kalan tüm sözleşmeler ve anlaşmalar gibi oybirliği ile kabul edilmesi gerekiyordu çünkü bu tür toplantıların usulü bu şekilde. Yani bir şey ya oybirliği ile kabul edilir, ya da kabul edilmez. Bu yüzden de tüm taraf devletler son ana kadar herkesin kabul edeceği bir metin üretme çabasına giriyorlar. Toplantının bir gün geç sonlanmasının sebebi de bu aslında. Ancak 13 Aralık’ta sabaha karşı tüm tarafların kabul edebileceği bir metin ortaya kondu.

Elbette, herkesin kabul edeceği bir metin oluşturduğunuz zaman en uzun süre direnen çoğunlukla en kazançlı çıkan oluyor. Bu durumda da OPEC+ üyeleri fosil yakıtların engellenmesine dair kelimeleri son ana kadar önlemeye çalıştılar ve sonunda neredeyse onları istediği oldu.

Karar metninde fosil yakıtlar konusunda sadece enerji üretiminde kullanılan fosil yakıtlardan uzaklaştıracak bir geçiş sağlanacak cümlesi yer alıyor. Bu geçiş nasıl sağlanacak, ne zaman sağlanacak, neden sadece enerji üretimi ile ilgili de geri kalan fosil yakıtlar, başta petrol olmak üzere neden konuşma konusu edilmiyor gibi oldukça fazla soru dışarıda bırakıldı. Dolayısıyla özellikle petrol üreticisi ülkeler neredeyse tam olarak istediklerini aldılar. Bu sonuç raporuna göre petrol üretmek ve enerji harici kullanımlarda tüketmek tamamen serbest olmaya devam edecek. Sadece OPEC+ ülkeleri gibi petrolden elektrik enerjisi üreten ülkeler belirsiz bir gelecekte bunu bırakarak yenilenebilir enerji kaynaklarına geçecekler.

Bu ve diğer kararları konferans başkanı Al Jaber yüzünde büyük bir gülümseme ile alkışlarken ABD iklim temsilcisi John Kerry de çevresindekilerle tokalaşırken onların sırtlarını sıvazlıyordu. Bu gerek ABD gerekse de BAE ve müttefiklerinde önemli bir zafer kazaıldığı havasını hepimize hissettirdi. ABD şu anda dünyanın en büyük fosil yakıt üreticisi, BAE ve OPEC+ ise en büyük petrol üreticisi grup. Bunlar bu denli mutlu olurken UNFCCC’nin başı Simon Stiell’in bir kenarda somurtarak durması bizim neler hissetmemiz gerektiğini de söylüyor aslında.

Ancak batılı yayın organlarına baktığımızda bu raporda ilk defa fosil yakıtlardan geçiş yapılmasının istenmiş olması büyük bir başarı olarak görülüyor. Ne yazık ki bu bile hangi yayın organının kimin tarafında olduğunu algılamamız için yeterli. Bu yayın organlarından ben de arada paylaşımlar yapıyorum ama gerçek yüzleri böyle zamanlarda daha iyi görünüyor. Fosil yakıtlardan uzaklaşmanın ilk defa dile getirilmiş olması bundan 30 yıl önce olsa büyük bir başarı olarak görülebilirdi, ama artık bıçak kemiğe dayanmış bir durumdayken bu bir zafer değil hezimettir. Burada alınan kararın “2030 yılına kadar tüm fosil yakıtların kullanımının 2023 yılına oranla %40, 2040’a kadar %75 ve 2050’ye kadar da %100 azaltılması gerekir” gibi gayet net ve iklim krizini durduracak ciddiyette olması gerekirdi. Bunu yapmak yerine gelişmiş ülkeler ve OPEC+ vakit geçirecek kararların konuşulmasını sağlayarak yeryüzünün ve insanlığın en az iki belki de daha fazla senesini boşa harcadılar.

Bir diğer anladığımız şey de Birleşmiş Milletler’in bu karar verme sistemi ile iklim krizini ya da dünyadaki herhangi bir krizi durdurmanın mümkün olmadığıdır. Hem de ABD, Rusya ve Çin adım atmamak konusunda hemfikir iseler, geri kalan ülkelerin ne dediğinin, yaptığının ya da istediğinin bir önemi yoktur. Bu toplantıdan sonra dünya devletleri daha açık biçimde biz ve onlar haline bürünmüştür. İklim krizine çözümü de artık devlet dışı aktörlerde aramaya başlamamız gereklidir.

Bu yazı Dünyahali'nde yayımlanmıştır.


14 Aralık 2023 Perşembe

Anormal hava olayları neden arttı

İklim değişikliğinin sebebi atmosferdeki oranı gittikçe artan bazı gazların yeryüzünden yayılan ısıyı uzaya bırakmayarak Dünya’nın atmosferini ısıtmasıdır. Biz bu gazlara sera gazları diyoruz ve karbondioksit bu gazların açık arayla en önemlisidir. Yeryüzünün ortalama sıcaklığı çok uzun süredir fazla değişmemiştir. Son Buzul Çağı’ndan sonra sıcaklıkların neredeyse sabit kalması insanlığın bugünkü gelişmişlik seviyesine ulaşabilmesindeki başlıca etkendir.

Son 150 sene içerisinde gittikçe artan kömür, petrol ve doğal gaz tüketimi yüzünden atmosfere oldukça fazla karbondioksit saldık ve bu atmosferin sıcaklığını yaklaşık 1,5 derece artırdı. Bazılarınıza 1,5 derece artış fazla gelmeyebilir ama insanlık tarımla uğraşmaya başlamadan hemen önceki Buzul Devrinde yeryüzü sadece 6 derece daha soğuktu. Yani 6 derece azalma yeryüzünü bir buzul çağına sokmaya yeterli oluyor. 1,5 derece artış ise dünyayı bir cehennem yapmaz ama kolayca doğanın alıştığımız çoğu dengesini bozabilir.

Bu dengelerin en önemlileri içinde olan ortalama sıcaklıklar ve yağışların değişmesinin ötesinde sıcaklık ve yağışlardaki anormal olayların da artması bizim yaşam düzenimizi kolayca değiştirebilir. Atmosferdeki anormal olayların sayısında, şiddetinde, sıklığında ve görüldükleri alanların artmasındaki en önemli neden bizim atmosferi yavaş yavaş ısıtmamızdır. İçine soğuk suyu dökerek ateşe koyduğumuz bir tencerenin içinde pişirmeye başladığımız nesneler önce sakin sakin dururken sıcaklığın artmasıyla birlikte oradan oraya savrulmaya ve tahmin edilemez biçimde hareket etmeye başlarlar. Aynı şey tüm atmosfer için de geçerlidir. Atmosferin ortalama sıcaklığı alıştığımız değerler içerisindeyken sakin geçen günler ortalama sıcaklık artmaya başlayınca daha ilginç olaylara sahne olmaya başlar, aynı tencerede olduğu gibi. Yağışların ve fırtınaların şiddetlerinin artmasının ötesinde bunların önceden tahmini de zorlaşmaya başlar. Gene tencerede olduğu gibi bu hareketlilik ortam soğumaya başlamadan da azalmaz.

Tencere örneğini fazlaca kullandık ama atmosferin durumu da gerçekten tencereden fazla farklı değil. Bizler atmosfere her geçen gün daha fazla karbondioksit salıyoruz, sonra da kısa bir süre sonra atmosferdeki aşırı hava olaylarının azalıp eskiye dönmesini bekliyoruz. Nasıl tenceredeki suyun kaynamasını durdurmanın yolu tencerenin altını kapatmaksa, atmosferde yaşadığımız anormal koşulları durdurmanın tek yolu da kömür, petrol ve doğal gaz yakarak karbondioksit salmayı bırakmaktır. Aksi takdirde şu anda yaşamakta olduğumuz anormal hava olayları daha şiddetlenerek devam eder.

Ülkemizde ve yeryüzünün çoğu yerinde son yıllarda artmakta olan düzensiz ve şiddetli yağışların en önemli sebebi iklim değişikliğine bağlı olarak atmosferin fazlaca ısınmış olmasıdır. Elbette bu yağışlardaki değişiklik yeryüzünün her tarafında eşit biçimde dağılmaz. Bazı bölgelerde bu değişikliklerin şiddeti diğer yerlere oranla oldukça fazladır. Ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası bu şiddetli değişikliklerden en fazla nasibini alacak yerlerden biridir. Bu bölgede beklenti, uzun ve şiddetli kuraklıkların ardından gelen ani ve şiddetli yağışlardır. Uzun süren şiddetli kuraklıklar öncelikle toprağın nemini kaybetmesine neden olur. Kuruyan topraktaki canlılık da uzun süre varlığını sürdüremez. Kuru ve karbon miktarı zaten azalmış olan toprak ise üzerine düşen yağışı emerek alt tabakalara geçiremez, bu da yağışın toprak tarafından emilmeden hemen akmaya başlamasına neden olur. Hızla akışa geçen yağmur suyu da doğaya fazla bir fayda sağlamadan derelere, ırmaklara ve sonrasında da denize ulaşır. Elbette bu çok yönü olan bir sorunun en basit şekliyle anlatımıdır. Bu problemin üzerine son yıllarda gittikçe artan nüfus baskısı ile çarpık kentleşmenin de etkileri bindiğinde çoğu yerde çözülebilecek bir sorun afete dönmektedir.

Sorunun bir diğer yüzü de kuraklıktır. Ancak kuraklığı aşırı yağışlardan farklı değerlendirmek gerekir. Aşırı yağışlara karşı alınacak önlemler oldukça kapsamlı ve uzun vadeli çalışmalar gerektirir. İstanbul gibi bir şehre yağan yağmurun toplanarak şehrin kullanımına sunulması oldukça büyük bir altyapı projesidir. Benzer sorun diğer çoğu kent için de geçerlidir. Bu yağışların can kaybına yol açmaması oldukça kolay çözülebilse de hasar yaratacak bir akışın faydaya dönüştürülebilmesi zordur. Bundan dolayı da çoğu bölgemizde yağış ne derece fazla olursa olsun bu yağış ihtiyacımız olan su kaynağını artırmamaktadır.

Bunun başlıca birkaç sebebi vardır. Öncelikle dediğimiz gibi kurumuş ve organik maddesi azalmış bir toprak suyu emerek alt katmanlara kolaylıkla geçiremez. Bunun için sağanak yağış değil daha az şiddetli ama daha uzun süren bir yağış gereklidir. Aslında bu tanıma en uygun yağış türü de kardır. Kar her ne kadar çabuk yağıp birikebilse de eriyerek akışa dönüşmesi oldukça uzun sürer ve bu süre içerisinde de toprağın nemini kalıcı olarak tazeler. Ancak, son senelerde çoğu bölgemizdeki yağışların kardan çok yağmura dönmüş olması bu sorunu da oldukça artırır. Sadece yağmurla beslenen topraklar yaz mevsimi gelmeden kurumaya yüz tutar ve hızlı kuruyan bu toprakların aşırı yağışlarla gelen suyu tutmaları da zorlaşır.

Ama bunun ötesinde iki büyük sorunumuz vardır. Bunların ilki tarımda bilinçsizce yapılan sulamadır. Ülkemizdeki tatlı suyun yaklaşık dörtte üçü tarımsal sulamada kullanılmaktadır. Tarımsal sulamada kullanılan bu suyun da gene dörtte üçünden salma sulama şeklinde faydalanılır. Salma sulama da hem toprağın yapısına zarar verir hem de suyun boşa gitmesine neden olur.

Ancak diğer sorunumuz çok daha büyüktür. Bundan 100 sene önce ülkemizde kişi başına düşen tatlı su miktarı yaklaşık 8000 tondu. Nüfusumuzdaki artışla birlikte bu miktar 1000 tonun az üstüne kadar düşmüştür. Yani ülkemiz artık su zengini bir ülke değildir, hatta nüfus artışı ile birlikte giderek su fakiri olmaya doğru gitmektedir. Bundan dolayı da başta tarım olmak üzere hepimize düşen en önemli görev suyumuza sahip çıkarak onu korumaktır. 

İçinde yaşamakta olduğumuz iklim krizi geçici değildir ve daha da kötüye doğru gidecektir. Kuraklık ve aşırı yağışlar da bu değişiklikle birlikte artacaktır. Bu nedenle de su politikamız ülkemizin en öncelikli konularından biri olmalıdır.

Bu yazı Anadolu Ajansı tarafından yayımlanmıştır.

8 Aralık 2023 Cuma

COP28'de Neler Oluyor?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28. Taraflar Konferansı (COP28) bu hafta Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai kentinde başladı. Her senenin sonunda yapılan bu toplantılar iklim konusunda yapılanların ve yapılması gerekenlerin tartışıldığı en önemli forum olma özelliği taşıyor. Bu toplantıların bazıları nispeten daha önemli, bazıları da nispeten daha sıradan toplantılar olabiliyor. Bu seneki toplantı oldukça sıradan sayılabilecek toplantılardan biri.

Ülkemiz de 2026 yılında yapılacak olan konferansı düzenlemeye aday olduğundan bu seneki konferansın Dubai’de düzenlenmesinin etkilerini anlamamız faydalı olacaktır. Geçen sene gene bu zamanlarda Mısır’da düzenlenen COP27 sonrasında ülkeler arasındaki iklim liderliği bayrağı Birleşik Arap Emirlikleri’ne teslim edildi. Yani konferansın lideri olan Şeyh El-Caber, aynı zamanda da bir senedir iklim politikasına yön veren kişi oldu. Bu konferans sonunda atılması gereken adımları da o senenin ev sahibi hazırlayarak konferansa sunuyor. Elbette ulusal petrol şirketi başkanı olan El-Caber’in iklim liderliği sırasında da önemli adımların atılmasını beklemek hayal olurdu. Ancak bu toplantıdan ciddi adımlar beklemememiz gerektiğini de zaten COP27’de bayrağın BAE’ye teslim edilmesiyle görmüştük. El-Caber de bizleri pek de şaşırtmadı.

COP27’de oldukça önemli bir konu olan kayıp ve zararlar gündeme gelmişti. Yani gelişmiş ülkeler bunca senedir kömür, petrol ve doğal gaz yakarak iklim krizini bu noktaya taşıdılar ancak şu anda zararların kötü kısmı bu krizde pek de suçu olmayan az gelişmiş ülkelerin üstüne yüklendi. Bu ülkeler de zararlarının tazmini olmasa bile bu zararlarının olabildiğince karşılanmasını istiyorlar. COP28’in açılış gününde bir Kayıp ve Zarar Fonu oluşturuldu. Gelişmiş ülkeler de bu fona para koymayı vadetmeye başladılar. Bu ilk bakışta çok güzel bir ilerleme olarak görülebilir ama içinde en az iki ciddi sorun barındırıyor. Öncelikle vadetmek ile gerçekten o parayı götürüp fonu çalıştıracak olan Dünya Bankası’na yatırmak arasında büyük bir fark var. Bu nedenle de ABD iklim elçisi John Kerry sürekli “biz vadediyoruz ama Kongre’nin onayı gerekli” deyip durdu.

İkinci ciddi sorun çok daha önemli bir hususta: En az gelişmiş ülkelerin her sene iklim krizi kaynaklı kayıp ve zararlarının karşılanması için 500 - 700 milyar dolar arası bir finansmana ihtiyaçları var. COP28 süresince bu fonda şimdiye kadar toplanan para sadece 700 milyon dolar oldu, yani gerekenin binde biri ve o da “Kongre’nin onayı gerekli” gibi koşullara bağlı. Bu bağlamda gelişmiş ülkeler bir şeyler yapıyor gibi gözükmek istiyorlar, gerçekte de yaptıkları fazla bir şey yok aslında. Konuşmalardan birinde “şu ana kadar fonda toplanan para miktarı ancak Suudi Arabistan’ın futbol ligine yaptığı para yardımı seviyesinde, bu da gelişmiş ülkelerin bu konuya verdikleri önemi gösteriyor” denildi. Şimdilik futbol en az gelişmiş ülkelerin kayıp ve zararlarından çok daha kıymetli görünüyor.

Bir diğer önemli konu da aslında çoğumuza önemsiz görünse de bu toplantılarda kullanılan dilin gittikçe karmaşıklaşması ve uzman olmayan kişiler tarafından neredeyse anlaşılmaz hale gelmesi. Elbette bunun temel nedeni aslında bir gelişme olmadığını insanlığın gözünden kaçırma çabası. Öyle kelimeler var ki devlet başkanları kullandığında çok fiyakalı duruyor ama arkasını karıştırdığınızda bir ilerleme sağlamaya yönelik olmadığı anlaşılıyor. Son iki COP’da bu konudaki en fiyakalı terim “unabated fossil fuel use”. “Unabated” kelimesinden devletlerin kastı “iklime olan zararı ortadan kaldırılmamış”, ama fosil yakıtları, yani kömür, petrol ve doğal gazı yaktığınız zaman atmosfere karbondioksit salarsınız. Karbondioksit salmadan fosil yakıt yakmanın ise bugün için genel kullanıma açık bir yolu yok. Çok küçük tesislerde bunun denenmesi mümkün ama senede saldığımız 50 milyar ton karbondioksidin ancak binde biri yakalanarak zararsız hale getirilebiliyor. Ama pek çok devlet bu kavramı kullanarak yollarına devam ediyorlar.

Yeryüzünün ihtiyacı olan acilen sera gazı salımlarının azaltılması ve en kısa zamanda da sıfırlanmasıdır. Ancak COP28’de şimdiye kadar gördüğümüz, toplantılar böyle devam edecek olursa, devletlerin ne sera gazı salımlarını azaltmaya ne de gerçekten zarar gören ülkelere yardım etme niyetlerinin olduğu. Bizim gibi sivil topluma düşen de bu konuyu oldukça fazla gündemde tutarak devletlerin bizleri dinlemesini sağlamaktır.

Bu yazı Dünyahali'nde yayımlanmıştır.

30 Kasım 2023 Perşembe

COP28'den neler bekliyoruz?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 1992 yılında imzalandı. 1995 yılından bu yana taraf ülkeler neredeyse her sene sonunda toplanıp iklim krizini durdurmak için neler yapıldığını ve neler yapılması gerektiğini tartışıyorlar. Bu toplantıların bir kısmı önemli sayılabilecek anlaşmalarla sonuçlanıyor, Kyoto Sözleşmesi ve Paris Anlaşması gibi. Bazıları ciddi konuların masaya getirilip tartışıldığı toplantılar oluyor geçtiğimiz sene olduğu gibi.

Geçtiğimiz sene COP27’de daha önce konuşulmaya fazla cesaret edilmeyen kayıp ve zararlar konusu ilk defa masaya getirildi. Bildiğiniz gibi, iklim krizine neden olan ve olmaya da devam eden gelişmiş ülkeler genelde bu krizin olumsuz sonuçlarından en çok zarar gören ülkeler arasında bulunmuyor. En fazla zarar gören ülkeler, genelde Afrika ve Güney Asya ülkeleri gibi, iklim krizinin oluşmasına da en az katkıda bulunan ülkeler. Bundan dolayı da en fazla zarar gören ülkeler en fazla zarara neden olan ülkelerden bu zarar ve kayıpların en azından maddi kısmının giderilmesine destek olmalarını istiyorlar. COP27’de gelişmiş ülkeler özellikle Avrupa Birliği’nin baskısıyla bu kayıp ve zararlar konusunda bir fon kurulmasına karar verdiler, ancak bu fonun çalışma detaylarını belirlemeyi bu seneki toplantıya bıraktılar.

Bu seneki toplantıdaki ana beklenti, kayıp ve zarar fonunun işleyişi, kimlerin ne kadar katkı verecekleri, kimlerin ve ne kadar yardımı nasıl temin edecekleri gibi hususların belirlenmesi olacak. Özellikle birilerinin para vermesi gerektiği için o para verecek kişilerin de bu toplantıda olup ne kadar destek vereceklerini belirlemeleri gerekiyor. O nedenle de hangi devlet başkanlarının katılacağı aslında toplantıdan hangi çıktıların elde edileceği konusuna COP28 öncesinde ışık tutabiliyor.

COP28’e ABD Başkanı Biden, Çin Devlet Başkanı Xi ve Rusya Devlet Başkanı Putin katılmayacak. Biden ve Xi iki hafta önceki toplantılarında zaten görüşeceklerini görüştüler ve kayıp- zarar fonuna ne derece destek verecekleri masada bile değildi. Dünyanın bu iki büyük finansörü masaya gelmediği müddetçe de ciddi bir sonuca ulaşılmasını beklemek hayal olur.

Ülkemiz de COP26’ya cumhurbaşkanı, COP27’ye bakan düzeyinde katılım sağladıktan sonra COP28’e sadece başkanlık seviyesinde katılım yapmayı planlıyor duyduğumuz kadarıyla. Bunlardan çıkan hava da aslında bu toplantıdan kimsenin ciddi bir beklentisi olmadığı yönünde.

İklim krizinin en büyük sebebi insanların kömür, petrol ve doğal gaz yakmasıdır. Bu krizi durdurabilmenin tek yolu da kömür, petrol ve doğal gaz yakmayı bırakmaktır. COP28 toplantısının en büyük petrol ve doğal gaz ihracatçılarından biri olan Birleşik Arap Emirlikleri’nde yapılıyor olması da aslında bize bir sonuç çıkmayacağını gösteriyor. COP toplantılarının yapılacağı ülke bir sene önceki toplantının sonundan itibaren tüm dünyadaki iklim krizini durdurmaya yönelik çalışmaların liderliğini ve yön belirleyiciliğini yapar. Birleşik Arap Emirlikleri’ne bu toplantı sorumluluğunun verilmiş olması iklim krizini durdurma yönünde yapılan tüm çalışmalarla dalga geçmek anlamına gelir. Bunun arkasındaki en önemli sebep de aslında gelişmiş ülkelerle petrol üreticisi ülkelerin ortaklaşa bir başka yola sapmaya karar vermiş olmalarıdır.

Politik açıdan bakıldığında insanları alışkın oldukları bir şeyden vazgeçirmek oldukça risklidir. Oysa ellerindekinden vazgeçmeden yeni bir teknolojiye geçmek ve değişimi o yolla sağlamak çok daha kolaydır. Bu bağlamda gelişmiş ülkelerin amacı insanlarını fazla tedirgin etmeden fosil yakıtları biraz azaltmak, ama bunun ötesinde ciddi teknolojik yatırımlarla yenilenebilir enerjiye ve elektrifikasyona ağırlık vermektir. Bu istenilen hızda iklim krizini durdurur mu? Asla. Ama hem ülkeler bir şeyler yapıyormuş gibi görünür hem de ekonomik ve teknolojik üstünlüklerini elden bırakmazlar. COP28, Dubai’de oynanacak oyun da budur.

Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri yenilenebilir enerjinin liderliğine soyunmak istemektedir. Elbette bu geçen seneden bu seneye uzanan bir yolculuk değildir. BAE son on yıl içinde teknolojiye büyük yatırımlar yaparak kendisini teknoloji alanında aranan bir ülke konumuna getirmek istiyor. Oldukça büyük bir yatırım yaparak Mars’ın yörüngesine bir uzay aracı göndermeleri bu gösterinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Devamında da COP28’de dünyayı iklim krizinden kurtaracak yenilenebilir enerjinin de merkezinde olmak istiyorlar. Özellikle ciddi güneş enerjisi potansiyeli olan bir bölgede kurulacak enerji üssü ile bir yandan gelişmekte olan ülkelere yenilenebilir enerji açısından teknoloji transferi ve ihracat yaparken gelişmiş ülkelere de sadece fosil yakıtlar değil tüm enerji sistemlerinde var olduklarını göstermek amacındalar. Bunun yanında son yıllarda yaptıkları emlak yatırımlarıyla da kendilerini diğer petrol üreticisi ülkelerden ayırarak petrol sonrası dünyada kendilerine ayrıcalıklı bir yer bulmaya çalışıyorlar.

Almanya ve Fransa bu toplantıdan iklim krizini durdurma açısından anlamlı bir karar çıkmayacağını biliyorlar. Fosil yakıtların azaltılması açısından şimdiye kadar alınabilecek en anlamlı karar “şiddeti azaltılmamış - unabated” fosil yakıt enerji sistemlerinin yasaklanması şeklinde tanımlanıyor. Bunu günlük dile tercüme edersek, havaya karbondioksit saçmayan kömürlü termik santraller kurmanız yasak değil. Ancak buradaki sorun henüz elimizde kömürlü termik santralden çıkan karbondioksidi yakalayıp çok uzun süre saklayacak bir teknoloji olmamasıdır. Yani gelişmiş ülkeler bu jargonu kullanarak hem kendilerini hem de bizi kandırdıklarını düşünüyorlar. Çoğu yerde de şu anda var olmayan ve gelecekte var olabileceğini umdukları teknolojilere dayanarak fosil yakıt salmaya devam edilmesine destek oluyorlar. Bu nedenle en azından devletleri sorumlu kılabilmek için devlet yatırımları hariç kömürlü termik santrallere izin verilmemesi gibi bir karar çıkartmayı umuyorlar. Bu tür bir karar çoğu ülkenin de destekleyebileceği, hatta Hindistan’ı bile ikna edebilecekleri bir karar olabilir, ama kömürden elektrik üretecek yeni santral açılmasına karar verebilmek bile yeterli olmayacak.

Kısacası, ülkeler ve şirketler önümüzdeki on beş gün Dubai’deki panayırda bir araya gelecekler ve iklim konusunda neler yapılması gerektiğini konuşup ayrılacaklar ve bir sene daha ciddi bir şey yapılmadan geçecek.

Bu yazı T24 İnternet Haber Sitesi'nde yayımlanmıştır.

Not: Bu yazının yayımlanmasından sonra Sayın Cumhurbaşkanımız ve Çevre Bakan Yardımcımız COP28 toplantısına katılım sağlamıştır.