Bugün “döngüsellik” neredeyse her sürdürülebilirlik söyleminin merkezinde yer alıyor. Ancak çoğu zaman bu kavram, yalnızca atığın geri dönüştürülmesi ya da organik maddenin yeniden toprağa kazandırılmasıyla sınırlandırılıyor. Oysa tarım en can alıcı sorunumuz ve tarımda döngüsellik, bundan çok daha derin bir yapısal mesele. Sistemin bir bütün olarak kendi içinde beslenebilmesi, dış girdilere bağımlılığın azalması ve toprağın uzun vadeli üretkenliğinin korunmasıdır.
Döngüsel bir tarım sistemi kısa vadeden ziyade, zaman içinde olgunlaşan bir tasarımdır. Ne yazık ki günümüz tarımı, bu olgunlaşmayı bekleyecek sabra sahip değil. Çünkü üretici her yıl fiyat, girdi maliyeti, iklim riski ve piyasa baskısı arasında sıkışıyor. Bu koşullarda “döngü” kurmak bir lüks gibi görünüyor. Oysa asıl lüks, sistemi bugünkü haliyle sürdürmeye çalışmaktır.
Döngüselliğin en saf hâli, küçük ölçekli üretimde karşımıza çıkar. Çiftçi hem üretici hem gözlemcidir; toprağını tanır, hayvanının gübresini tarlasına döker, artan ürününü kompost yapar. Bu sistemde bilgi kuşaktan kuşağa aktarılır, döngü doğrudan insanın emeğiyle tamamlanır.
Bu ölçekte döngüsellik, bilgi, emek ve sadelik üzerine kurulur. Az girdiyle, yerel kaynaklarla, doğanın kendi ritmine uyumla çalışır. Bu döngüsellik sistemin içine işlemiştir, çoğu zaman insanlar yapılanların gerçek döngüsellik olduğunun farkında bile değildir. Ancak bu tür sistemler, ekonomik olarak kırılgandır. Tarım politikaları, destek mekanizmaları ve piyasa baskısı, küçük üreticiyi zaman içerisinde döngüsellikten uzaklaştırır.
Yine de bu küçük döngüler, sürdürülebilir tarımın vicdanıdır. Çünkü burada üretici, doğayı bir “kaynak” değil, bir ortak olarak görür. Döngüsellik, onun için bir strateji değil, bir yaşam ve üretim biçimidir.
Diğer uçta, döngüselliğin büyük ölçekte kurulabileceği durumlar vardır. Ancak bu, rastgele bir genişleme değil, planlı ve bütüncül bir sistem tasarımı gerektirir.
Bir şirket ya da kooperatif, uzun vadeli sözleşmelerle üreticileri bir araya getirip girdi kullanımını, atık yönetimini, su döngüsünü ve enerji tüketimini merkezi bir modelle düzenleyebilir. Ancak bunun işlemesi için iki temel koşul vardır, dürüst bir sözleşme ilişkisi ve uzun vadeli yatırım iradesi.
Bugün birçok sözleşmeli tarım modeli, üreticiyi fiyat ve risk baskısıyla sistemin en zayıf halkası haline getiriyor. Döngüsellik bu koşullarda yalnızca bir pazarlama sloganına dönüşüyor. Oysa gerçek döngüsel tarım, üreticinin de sistemin kazananı olduğu bir iş modeline dayanır.
Bir örnek düşünelim: Bir süt işleme tesisi, çiftçilerle 10 yıllık bir sözleşme yapıyor. Çiftçiler hayvan gübresini biyogaz tesisine gönderiyor; buradan çıkan enerjiyle tesis çalışıyor, elde edilen fermente gübre tekrar tarlalara dönüyor. Bu döngü hem karbon salımını azaltıyor hem de gübre maliyetini düşürüyor. Ama bu sistemi kurmak, kısa vadeli kâr hesabıyla değil, uzun vadeli yatırım ve planlama kültürüyle mümkündür.Döngüsellik bir “refleks” değil, bir tasarım meselesidir. Tarımda toprağın, suyun ve enerjinin birbirine bağlı olduğunu bilmek yetmez; bu bağlantıları doğru yönetmek gerekir. Bu da yıllara yayılan bir planlama süreci ister.
Türkiye’de tarım politikaları genellikle kısa vadeli destekler ve fiyat düzenlemeleri üzerinden yürütülüyor. Oysa döngüsel tarım, bugünün değil, yarının verimliliğini düşünmeyi gerektirir. Bir bölgede ne kadar hayvan yetiştirileceği, hangi ürünlerin döndürülerek ekileceği, suyun hangi havzada nasıl yönetileceği, atığın nerede enerjiye dönüşeceği gibi konular planlanmadan, döngüsellik kâğıt üzerinde kalır.
Gerçek döngüsellik, ekonomi, ekoloji ve mühendisliğin kesiştiği noktada ortaya çıkar. Bu üç alanın aynı masada konuşmadığı hiçbir sistem, uzun ömürlü olamaz.
Döngüsel tarım, sabır ister. Çünkü ilk yıllarda maliyetler artar, verim düşer, sistem kendini dengeye getirmeye çalışır. Bu dönemde üreticiyi yalnız bırakırsanız, döngü kapanmadan dağılır.
Bu yüzden, uzun vadeli yatırımlar ve kamusal destekler döngüselliğin sigortasıdır. Bir çiftçinin toprağını organik maddeyle zenginleştirmesi 3–5 yıl alır; ama bu yatırımın getirisi, toprak yapısının iyileşmesiyle onlarca yıl sürer. Yani döngüsellik, aslında zamana yatırım yapmaktır. Toprak bir banka gibidir: içine biriken her organik madde, her bilgi ve sabır, geleceğin faizidir.
Tarımda döngüsellik, makinelerle ya da otomasyonla değil, niyetle başlar. Küçük ölçekte bilgiyle, büyük ölçekte planla işler. Her iki durumda da bir “tasarımcı”ya — yani geleceği düşünebilen, sistemi kurgulayabilen, sabırlı bir insana — ihtiyaç duyar.
Toprağın döngüsünü yeniden kurmak, sadece doğaya değil, insana olan güveni de yeniden kurmaktır. Çünkü döngüsellik, doğanın değil, insanın unuttuğu bir bilgiyi hatırlamaktır: Her şey bir şekilde geri döner — iyi ya da kötü.
