Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 29. Taraflar Konferansı (COP29) bu hafta Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de başladı. Bu toplantı iki hafta sürecek ve iklim değişikliği ile ilgili pek çok konunun görüşülmesi ve karara bağlanması bekleniyor. Gene de çoğu kişi bu COP’a kısaca Finans COP’u gözüyle bakıyor çünkü buradaki ana konu tamamen para.
Açılış gününde ayrı bir toplantıda konuşan CAN (Climate Action Network) Direktörü Tasneem Essop çok doğru bir şey söyledi: “İsrail’in Filistinli çocukları öldürmesi için 2 trilyon dolar bulabiliyorlar, Amerikan ordusu için senede 3 trilyon dolar harcayabiliyorlar, fosil yakıtları sübvanse etmek için senede 7 trilyon dolar veriyorlar ama sıra iklim krizine geldiğinde paraları kalmıyor, bu hem gerçek değil hem de bunu kabullenmemiz imkansız.” Gerçekten de özellikle gelişmiş ülkeler istedikleri zaman, istedikleri işler için gayet yüksek paralar bulabilirken konu iklim ve çevreye geldiğinde nedense birden çekingen davranmaya başlıyorlar.
Aslında bu çekingen davranışın temeli İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin yapısına dayanıyor. Çerçeve Sözleşmesi, devletleri kabaca ikiye ayırdı: Gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler. Bu ayırımın ötesinde bir de düşünce pek konuşulmadan kabul edildi: Gelişmiş ülkelerin parası vardır, gelişmekte olan ülkelerin parası yoktur. Bu kabulün arkasından iklim değişikliği konusunda finans sağlama yükümlülüğü de gelişmiş ülkelere verildi. Ancak sözleşmenin kabulünden 32 sene sonra yeryüzündeki dengeler değişmiş durumda. 1992’de milli geliri çok düşük olan Çin şu anda bir dev oldu. Petrol üreten ülkeler de manevralarla gelişmekte olan ülke kabul edildi, dolayısıyla bugün iklim finansmanına katkı sağlayabilecek bu ülkeler grubu aslında finansmandan yararlanan ülkeler durumundalar ve ellerini ceplerine atmak istemiyorlar.Gelişmiş ülkeler ise bu durumdan rahatsız oldukları için gene sözleşme çerçevesinde belirlenen kuralların arkasına sığınıyorlar. Bu kurallar da 2009 yılında Kopenhag’da yapılan COP’ta alınan kararlara dayanıyor. Kopenhag’da gelişmiş ülkeler Yeşil İklim Fonu’na iklim değişikliği için kullanılmak üzere 100 milyar dolar koymayı kabul ettiler. Ancak bugün gerek duyulan finansman 100 milyar doların kat kat üzerine çıktı. Bu durumda da gelişmiş ülkeler, parası olan gelişmekte olan ülkeler de bu fona destek koymazlarsa fona 100 milyar dolardan fazla para koymayacaklarını söylediler.
Kısacası bir tarafta birkaç trilyon doları bulan iklim finansmanı ihtiyacı, diğer tarafta da 100 milyar dolardan fazla finansman sağlamamaya kararlı bir ülke grubu var. Bu problemin yakın zamanda çözülmesi de imkansız. İşte COP29 bu anlaşmazlık temelinde başladı.
İlk gün gündemin belirlenmesi bile yaklaşık 10 saat sürdü, çünkü COP28’de fosil yakıtların azaltılmasına karar verilmişti ve AB bu konuyu bir iklim değişikliği konusu olarak değerlendirmek istiyordu. Çin ve diğer gelişmekte olan ülkeler ise bunu finansman başlığı altında konuşmaktan yanaydı. Buradaki anlaşmazlık esasında kolay anlaşılabilir. AB fosil yakıtlardan çıkmaya oldukça yakın, o nedenle de diğer ülkelere fosil yakıtlardan çıkmalarını kolayca söyleyebiliyor. Ama gelişmekte olan ülkeler yenilenebilir enerji üretimi için finansmana ihtiyaç duyduklarından bu konu onlar açısından maddi bir gereklilik getiriyor.
Ayrıca Çin, AB’nin getirmekte olduğu Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizmasının uluslararası kurallara aykırı olduğunu ve konunun bu platformda görüşülmesi gerektiğini söylüyor, AB de bunu kabul etmiyor. Bu iki konu, gündemin belirlenmesinin çok uzun sürmesinin en önemli iki nedeni. Sonunda ilk konuda Çin’in, ikinci konuda ise AB’nin dediğini yaparak uzlaşmaya varıldı.
Yalnız burada hepimizin görmesi ve anlaması gereken başlıca nokta bu toplantıda yeryüzünün, insanların ve diğer canlıların gelecekte neler yaşayacağının değil sadece paranın konu olduğudur. Ne acıdır ki bu toplantıdan kısa süre önce çıkan raporlarda böyle giderse yüzyılın sonunda küresel ısınmanın en az 3.4℃’yi bulacağı ortaya konulmasına rağmen devletlerin ana derdinin hala para olması. Oysa Essop’un da dediği gibi savaş için isterlerse gayet güzel para bulabiliyorlar, ama iş çocuklarımızın geleceği olunca sanırım herkesin cebine akrep kaçıyor.