13 Kasım 2024 Çarşamba

COP29'da ilk günler

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 29. Taraflar Konferansı (COP29) bu hafta Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de başladı. Bu toplantı iki hafta sürecek ve iklim değişikliği ile ilgili pek çok konunun görüşülmesi ve karara bağlanması bekleniyor. Gene de çoğu kişi bu COP’a kısaca Finans COP’u gözüyle bakıyor çünkü buradaki ana konu tamamen para.

Açılış gününde ayrı bir toplantıda konuşan CAN (Climate Action Network) Direktörü Tasneem Essop çok doğru bir şey söyledi: “İsrail’in Filistinli çocukları öldürmesi için 2 trilyon dolar bulabiliyorlar, Amerikan ordusu için senede 3 trilyon dolar harcayabiliyorlar, fosil yakıtları sübvanse etmek için senede 7 trilyon dolar veriyorlar ama sıra iklim krizine geldiğinde paraları kalmıyor, bu hem gerçek değil hem de bunu kabullenmemiz imkansız.” Gerçekten de özellikle gelişmiş ülkeler istedikleri zaman, istedikleri işler için gayet yüksek paralar bulabilirken konu iklim ve çevreye geldiğinde nedense birden çekingen davranmaya başlıyorlar.

Aslında bu çekingen davranışın temeli İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin yapısına dayanıyor. Çerçeve Sözleşmesi, devletleri kabaca ikiye ayırdı: Gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler. Bu ayırımın ötesinde bir de düşünce pek konuşulmadan kabul edildi: Gelişmiş ülkelerin parası vardır, gelişmekte olan ülkelerin parası yoktur. Bu kabulün arkasından iklim değişikliği konusunda finans sağlama yükümlülüğü de gelişmiş ülkelere verildi. Ancak sözleşmenin kabulünden 32 sene sonra yeryüzündeki dengeler değişmiş durumda. 1992’de milli geliri çok düşük olan Çin şu anda bir dev oldu. Petrol üreten ülkeler de manevralarla gelişmekte olan ülke kabul edildi, dolayısıyla bugün iklim finansmanına katkı sağlayabilecek bu ülkeler grubu aslında finansmandan yararlanan ülkeler durumundalar ve ellerini ceplerine atmak istemiyorlar.

Gelişmiş ülkeler ise bu durumdan rahatsız oldukları için gene sözleşme çerçevesinde belirlenen kuralların arkasına sığınıyorlar. Bu kurallar da 2009 yılında Kopenhag’da yapılan COP’ta alınan kararlara dayanıyor. Kopenhag’da gelişmiş ülkeler Yeşil İklim Fonu’na iklim değişikliği için kullanılmak üzere 100 milyar dolar koymayı kabul ettiler. Ancak bugün gerek duyulan finansman 100 milyar doların kat kat üzerine çıktı. Bu durumda da gelişmiş ülkeler, parası olan gelişmekte olan ülkeler de bu fona destek koymazlarsa fona 100 milyar dolardan fazla para koymayacaklarını söylediler. 

Kısacası bir tarafta birkaç trilyon doları bulan iklim finansmanı ihtiyacı, diğer tarafta da 100 milyar dolardan fazla finansman sağlamamaya kararlı bir ülke grubu var. Bu problemin yakın zamanda çözülmesi de imkansız. İşte COP29 bu anlaşmazlık temelinde başladı.

İlk gün gündemin belirlenmesi bile yaklaşık 10 saat sürdü, çünkü COP28’de fosil yakıtların azaltılmasına karar verilmişti ve AB bu konuyu bir iklim değişikliği konusu olarak değerlendirmek istiyordu. Çin ve diğer gelişmekte olan ülkeler ise bunu finansman başlığı altında konuşmaktan yanaydı. Buradaki anlaşmazlık esasında kolay anlaşılabilir. AB fosil yakıtlardan çıkmaya oldukça yakın, o nedenle de diğer ülkelere fosil yakıtlardan çıkmalarını kolayca söyleyebiliyor. Ama gelişmekte olan ülkeler yenilenebilir enerji üretimi için finansmana ihtiyaç duyduklarından bu konu onlar açısından maddi bir gereklilik getiriyor.

Ayrıca Çin, AB’nin getirmekte olduğu Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizmasının uluslararası kurallara aykırı olduğunu ve konunun bu platformda görüşülmesi gerektiğini söylüyor, AB de bunu kabul etmiyor. Bu iki konu, gündemin belirlenmesinin çok uzun sürmesinin en önemli iki nedeni. Sonunda ilk konuda Çin’in, ikinci konuda ise AB’nin dediğini yaparak uzlaşmaya varıldı.

Yalnız burada hepimizin görmesi ve anlaması gereken başlıca nokta bu toplantıda yeryüzünün, insanların ve diğer canlıların gelecekte neler yaşayacağının değil sadece paranın konu olduğudur. Ne acıdır ki bu toplantıdan kısa süre önce çıkan raporlarda böyle giderse yüzyılın sonunda küresel ısınmanın en az 3.4℃’yi bulacağı ortaya konulmasına rağmen devletlerin ana derdinin hala para olması. Oysa Essop’un da dediği gibi savaş için isterlerse gayet güzel para bulabiliyorlar, ama iş çocuklarımızın geleceği olunca sanırım herkesin cebine akrep kaçıyor.

2 Kasım 2024 Cumartesi

COP 29

Birleşmiş Milletler iklim, çevre ve sürdürülebilirlik konularının önemini kavradığında dünya liderlerini bu konuların çevresinde 1992 yılında bir araya getirdi. Rio’da yapılan bu toplantıdan üç tane önemli anlaşma çıktı. Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi, Biyoçeşitlilik Sözleşmesi ve İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi. Ayrıca liderler bu konularda senenin sonunda toplanıp bir durum değerlendirmesi yapmaya ve daha bağlayıcı kararlar alabilmeye karar verdiler. Bu toplantılara Taraflar Konferansı yani COP (Conference of Parties) diyoruz.

Bu COP toplantılarından biyoçeşitlilik için olan COP16, şu sırada Kolombiya’nın Cali kentinde son günlerinde. İklim için olan COP29 ise 11 Kasım’da Azerbaycan’ın Bakü kentinde başlayacak. Bu bağlamda sizlere genel bilgiler vermek istedik.

Öncelikle, 1992 yılındaki konferans son derece iyi niyetli insanları bir araya getirdi ve bu iyi niyetli insanlar iklim, çevre ve sürdürülebilirlik konularına yaklaşımın hep olumlu olacağını düşünerek hareket ettiler. Haksız da sayılmazlardı çünkü sonuçta tüm gezegeni ilgilendiren ve hayati öneme sahip konulardan bahsediyorduk. Herkes çiçekten, böcekten konuşup birbirini alkışlarken pek fark edilmedi ama konferans sonrası COP toplantıları başlayıp da konular ciddi olarak masaya yatırıldığında herkesin çıkarları ön plana çıkmaya başladı.

1992’de alınan en önemli kararlardan biri ondan sonraki COP toplantılarında kararların oy çokluğu ile değil oy birliği ile alınmasıydı. Öyle ya, herkes iklim, çevre ve sürdürülebilirlik konularının ne derece önemli olduğunu biliyordu ve yapılması gerekenlere kimse karşı çıkmazdı. Ne yazık ki gerçek öyle olmadı.

Çoğunuzun aklında olabilecek en temel sorunlardan biriyle başlayalım. Bu COP toplantıları nerede düzenlenecek? İklim COP’ları son üç seferdir fosil yakıt üretiminde söz sahibi ülkelerde düzenleniyor. Bu çoğumuza şaka gibi geliyor, sanki kuzuları kurda emanet ediyormuşuz gibi bir his doğuyor içimizde. Ama işin aslı çok öyle değil. Kararlar oy birliği ile alındığında herkesin biraz bükülmesi gerekiyor. Mesela, bu COP’lar her zaman aynı yerlerde yapılmasın diye alınmış bir karar var. Buna göre her seferinde ayrı bir bölgede COP düzenleniyor. COP29 için sıra ne yazık ki Doğu Avrupa’daydı. Doğu Avrupa’da da Rusya-Ukrayna savaşı olduğu için Rusya, AB ülkelerini ve Ukrayna’yla Gürcistan’ı veto etti. Ukrayna ve AB ülkeleri de Rusya ve Belarus’u veto edince bu toplantının düzenlenebileceği iki ülke kaldı. Doğu Avrupa kategorisine giren Azerbaycan ve Ermenistan. Onlar da birbirlerini veto ettikleri için COP29’un nerede yapılabileceği çözümü zor bir problem halini aldı. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış görüşmeleri sırasında bu konu ele alındı ve Ermenistan vetosunu kaldırdığı için COP29’u yapmak Azerbaycan’a düştü. 

Hepimiz biliyoruz ki Azerbaycan fosil yakıt üreticisi bir ülke ve iklim değişikliğini durdurmanın yolu fosil yakıtlardan uzaklaşmaktan geçiyor. Ayrıca COP düzenleyen ülkenin bir de sorumluluğu var. Bu ülke bir önceki COP’tan bu COP’un sonuna kadar iklim değişikliği konusunun dünyadaki lideri konumuna geliyor. Azerbaycan bu göreve ne derece hazırdı sorusunu sormak pek mantıklı değil çünkü Azerbaycan COP29’u kendisini dünya kamuoyuna gösterme fırsatı olarak görüyor, yani COP29 temelde tüm dünya devletlerinin katılacağı büyük bir fuardan pek farklı değil, tüm çalışmalar ve hazırlıklar da o yönde yapılıyor. Bu epey zamandır bilindiği için de katılım sayısının daha önceki COP’lara kıyasla oldukça düşük olması da bekleniyor.

Peki politika üretme anlamında COP29’dan bir beklentimiz var mı? Aslında yok. Bu COP adet olmuş diye yapılan bir toplantı havasında. Bir sonraki COP30 Brezilya’da yapılacak ve herkes Lula da Silva’nın çok daha önemli kararlar alınmasına öncülük edeceğini düşündüğünden COP29’u fazla önemsemiyor.

COP29’da konuşulacak önemli konu bir kez daha para. Ortada iki önemli sorun var. Bir yanda sera gazı salımlarını azaltmamız gerekiyor ve bu çoğu gelişmekte olan ülke için finansman gerektiği anlamına geliyor. Diğer yanda da iklim değişikliğinden zarar gören ve daha da zarar görmemesi için önlem alması gereken ülkeler var. Bu ülkelerin de önlem alabilmek için finansmana ihtiyaçları var. Finansman sağlayacak ülkelerin ise ellerini ceplerine atmaya pek niyetleri yok. İşte bu konu Bakü’de masanın tam ortasında duruyor. Bana sorarsanız, bu konu Bakü’de çözülmez, Lula da Silva’nın da bu sorunu çözmeye gücü yetmez, özellikle de ABD seçimlerinden Donald Trump galip çıkarsa.

NOT: Bu yazıyı bitirdikten sonra Biyoçeşitlilik Konferansının 17. Taraflar Konferansı'nın Ermenistan'da yapılacağı açıklandı